Rolls-Royce Phantom Centenary Private Collection: Zamanı Aşan Bir Miras
Rolls-Royce, lüks otomobil dünyasının en çarpıcı simgelerinden biri olarak Phantom Centenary Private Collection ile 100. yıl kutlamalarını zarafet ve teknik mükemmeliyetle taçlandırıyor. Bu özel koleksiyon, yalnızca 25 adet ile sınırlı sayıda üretilmiş olup, markanın Bespoke Collective ekibi tarafından özenle tasarlandı ve hayata geçirildi. Bu koleksiyon, Phantom’un geçmiş mirasını bugünle buluşturan, narin zarafet ile ileri düzey zanaatkarlığı bir araya getiren bir sanat eseri olarak karşımıza çıkıyor.
İç mekanda ve dış tasarımda kullanılan materyaller, zanaatkarlığın sınırlarını zorluyor. Couturier tasarımı tekstiller, çizim stilinde nakışlar, lazerle işlenmiş deri ve üç boyutlu marküteri, altın varak ve üç boyutlu mürekkep katmanlama teknikleriyle Phantom’un tarihine dair her an özenle hatırlatılıyor. Bu süreç, Savile Row terzilik tekniklerinden ilham alınarak gerçekleştirildi ve toplamda 160.000’den fazla dikişle tamamlandı. Böylece, koltuklar bir sanat eserine dönüşüyor ve Phantom’un mirası 100 yıl boyunca hatırata dönüştürülüyor.
Dış tasarımda ise Spirit of Ecstasy figürü, 18 ayar saf altından dökülen ilk versiyonundan başlayıp 24 ayar altın kaplama ile kusursuz bir yüzeye kavuşuyor. Şeffaf verniğe eklenen ince cam parçacıkları, metalik parlaklığı yüceltiyor ve arabaya derin bir ışıltı kazandırıyor. Bu vurucu dış tasarım, Hollywood’un altın çağındaki ikonlara saygı duruşu niteliğinde, Bespoke iki tonlu boya ile tamamlanıyor ve aracı, geçmişin siyah beyaz zarafetinden günümüzün ışıltılı gösterişine taşıyor.
İç mekanda ise Phantom’un asırlık hikayesi, zarif bir zarfa dönüştürülmüş durumda. Arka koltuklar için özenle geliştirilen uçsuz bucaksız nakışlar, 1926 yapımı ünlü Phantom of Love modelinden ilham alıyor ve üç katmanlı arka planın üstüne yerleşiyor. Bu katmanlar, markanın Conduit Street’ten Henry Royce’un Güney Fransa’sına uzanan geçmişini, 1920’lerden günümüze uzanan görsel bir anlatıya dönüştürüyor. Ayrıca Ahşap işçiliği, Blackwood ile renklendirilmiş kapı panellerinde hayat buluyor ve her kompozisyon, 3D marküteriyle derinlik kazanıyor. Bu süreçte 3D mürekkep katmanlama teknikleri, minik ayrıntıların bile hayata geçmesini sağlıyor ve aradaki farkı belirgin kılıyor.
Arka koltuklarda kullanılan iplikle eskiz yapmak tekniği, 160.000’in üzerinde dikişle zenginleştirilmiş bir tablo oluşturarak, geçmişin mekanlarını ve karakterlerini bir araya getiriyor. Her bir kanatçık, oyma harflerle, Phantom’un bir yüzyıllık basında yer alan övgü dolu sözleriyle iç içe geçiyor. İç mekandaki Starlight tavan ise 440.000 dikişle geleceğe dair umutları ve geçmişin anılarını bir araya getirerek, sürüş deneyimini adeta yıldızlı bir hikâyeye dönüştürüyor.
Rolls-Royce tarihinde bir ilk, kapak ve RR Onur Rozeti ile altın-mineli işçilikte kendini gösteriyor. 24 ayar altın ile kaplanan motifler ve beyaz mine üzerinde işlenen logolar, koleksiyonun adını özenle taşıyor. Jantlar ise her biri 25 çizgiyle işlenmiş, toplamda 100 çizgiyle Phantom’un 100. yılını yansıtan zarif bir tamamlayıcı olarak öne çıkıyor.
Bu eser, Chief Executive Chris Brownridge’nin ifadesiyle: “Bu ödünsüz sanat eseri, Phantom VIII’i bir tuval olarak kullanıyor ve Phantom’un yaşam öyküsünü, ona eşlik eden vizyonerleri ve mirası şekillendiren sahipleriyle bir bütün halinde anlatıyor. Bir yüzyıldır Phantom, Rolls-Royce’un en yüksek yeteneklerinin simgesi olarak sahnelerde ve sayfalarında var olmaya devam ediyor. Bu özel Private Collection ise yeni teknolojileri kullanarak 40.000 saatten fazla emeğin ürünü olarak öne çıkıyor.” Bu cümleler, koleksiyonun sadece bir araç değil, bir sanat, tarih ve gelecek karşılaştırması olduğunu gösteriyor.
Phantom Centenary Private Collection, Rolls-Royce Motor Cars için yalnızca bir araç değildir; bu, markanın mükemmeliyet, zarafet ve el işçiliği konusundaki sınırsız tutkusunun somut ifadesidir. Koleksiyon, geçmişi anarken geleceğe de ilham verir ve beyoğlu, Savile Row ve Goodwood gibi ikonik merkezler arasındaki köprüleri güçlendirir. Bu özel çalışma ile Rolls-Royce, sadece bir otomobil üreticisi olmadığını, aynı zamanda bir sanat ve miras kurucusu olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.
