Otomotiv dünyasında köklü bir konuma sahip Ford, son dönemde ürün gamında yaptığı köklü değişiklikleri nedenleriyle birlikte net biçimde ortaya koydu. Şirket, yıllardır sürdürdüğü her segmente hitap etme yaklaşımını geride bırakarak daha sınırlı ama karlı ve duygusal bağ kuran modellere odaklanacağını belirtti. Ford CEO’su Jim Farley, eski tecrübelerin Japon ve Güney Koreli rakiplerle rekabet konusunda yararlı olduğunu ancak sürdürülebilir olmadığını ifade etti. Ayrıca maliyet yapısının bu segmentte rekabet etmek için uygun olmadığını sözlerine ekledi ve özellikle Toyota ile Hyundai/Kia karşısında maliyet avantajı kurmanın zor olduğunu vurguladı.
Farley, uzun vadeli hedeflerinin tek bir kapsamlı üretici olmak olmadığını söyleyerek bu yaklaşımın finansal olarak zorlu olduğunu dile getirdi. ABD pazarının yanı sıra Arjantin ve Latin Amerika’da da benzer planların olduğunu ancak uygun fiyatlı ve geniş kitlelere ulaşan ürünlerin maliyetler nedeniyle gerçekçi olmadığını belirtti. Bunun sonucunda şirketin iş modelinin yeniden yapılandırıldığı ve yönün tamamen değiştirdiği ifade edildi.
Son yıllarda bu dönüşüm somut olarak takip edilebiliyor: Escape’in üretiminin durdurulması, Fusion, Taurus ve Edge gibi uzun süreli modellerin portföyden çıkışı satışlarda düşüşe yol açtı. 2013-2017 arasında yıllık küresel satışlar 6,3 milyonun üzerinde seyrederken, 2018’de 6 milyonun altına, 2020’de 4,2 milyona, 2021’de 3,9 milyon seviyesine indi. Ancak son dönemde yıllık satışlar 4,2-4,4 milyon bandında dengelendi. Buna karşılık karlılık, üretim adedi azalsa bile yükselen bir grafik izledi ve Ford, artık “duygusal ürünler” olarak nitelendirdiği modellere yöneldi. Mustang GTD, Bronco Raptor ve F-150 Raptor R gibi araçlar, sadece ulaşım aracı olmanın ötesinde güç, performans ve macera duygusunu ön plana çıkarıyor.
Şirketin bu stratejisi, otomotiv sektöründe giderek belirginleşen bir yönelimi yansıtıyor: Birçok üretici artık yüksek hacim hedefleyen ama düşük karlı kitlesel pazarlarda baskı altında kalmak yerine daha niş ve yüksek marjlı modellere odaklanıyor. Ford için bu, güç, özgürlük ve Amerikan otomobil kültürüyle özdeşleşen köklerine dönmeyi ifade ediyor. Daha küçük bir pazar payını kabul etmekle birlikte markanın uzun vadeli sadakat ve güçlü bir imaj yaratmayı hedeflediği belirtiliyor.
Ford’un duygusal otomobil planı Türkiye’ye uymuyor
Türkiye pazarında bu değişimin etkileri ise sınırlı bir tablo ortaya koyuyor. Mustang GTD, Bronco Raptor ve F-150 Raptor R gibi modellerin ortak özelliği, yüksek hacimli motorlar olması. Türkiye’nin motor hacmi vergisine dayalı sistemi nedeniyle bu araçlar yalnızca nihai fiyatlarıyla değil, üzerinde eklenen ÖTV ve KDV ile de farklı bir seviyeye taşınıyor. Aynı modelin 1.6 litrelik versiyonu ile 3.0 litrelik ve üzeri versiyonları arasındaki nihai satış fiyatı, vergi dilimlerinden kaynaklanan fark nedeniyle iki katına kadar çıkabiliyor. Bu ise teknik donanımdan çok vergi yapısının etkisiyle ortaya çıkan bir fark anlamına geliyor.
Bu araçların küresel pazarlarda daha pahalı konumlandırılması, ABD ve Avrupa gibi bölgelerde performans odaklı alternatifleri erişilebilir kılarken Türkiye’de durumun tam tersi olduğunu gösteriyor. Yurt dışındaki fiyatla karşılaştırıldığında Türkiye’de bu tür modellerden beklenen düşkünlük, vergi yükleri nedeniyle artıyor ve satışlar sadece birkaç istisnai müşteriyi kapsayabiliyor. Yüksek motor hacmi ve buna bağlı yükler, Türkiye’de markayı otomobil tarafında sürdürülebilir kılmıyor. Küresel bir uyumla benimsenen bu yeni ürün stratejisinin Türkiye’ye uygulanması, motor vergilerinin ağır olduğu pazarlarda sınırlı bir etkiye sahip olmaya devam ediyor. Hızla değişen bu denge, uzun vadede duygusal ve yüksek hacimli modellere olan bağımlılığı Türkiye pazarında riske sokabilir.
