Enerji depolama alanında çığır açması beklenen kuantum bataryalar, klasik lityum-iyon çözümlerin ötesinde çalışır. CSIRO ve iş birlikçi kurumların geliştirdiği ilk somut kuantum batarya prototipi, enerji aktarımı ve saklanması konularında yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Geleneksel bataryalar kimyasal reaksiyonlara bağlı olduğundan kapasite arttıkça şarj süresi uzama eğilimindedir; oysa kuantum tasarımı, superpozisyon ve dolandanıklık gibi kuantum mekanikleri ilkelerini kullanarak bu ilişkiyi değiştirmeyi hedefler.

Kolektif etki olarak adlandırılan baz etkisi, enerji depolama birimlerinin bağımsız hareket etmek yerine eşzamanlı ve senkronize bir şekilde enerji toplamasını sağlar. Bu sayede elektrikli araçların bataryaları, dakikalar yerine saniyeler içinde tam kapasiteye ulaşabilir. Geliştirilen prototip, lazerle kablosuz olarak şarj edilebilen çok katmanlı organik bir mikro boşluk yapısına sahip. Araştırmacılar, bu yaklaşımın hareket halindeki drone’ların ya da araçların uzaktan şarjını mümkün kılabileceğini ifade ediyorlar.
Araştırma sürecinde, laboratuvar koşullarında cihazın femtosaniye düzeyinde şarj olduğu ve depolama süresinin şarj süresinden yaklaşık bir milyon kat daha uzun süre korunabildiği gözlemlendi. Ancak ticarileşmenin önündeki en büyük engel, enerjinin muhafaza süresi olarak öne çıkıyor. Mevcut prototip yalnızca nanosaniye düzeyinde enerji saklayabiliyor; ekibin 2025 hedefi ise bu süreyi mikrosaniyelere yükseltmek ve nihai hedef olan saniyeler mertebesine yaklaşmaktır. Kuantum bataryaların öncelikli kullanımı ise, kuantum bilgisayarların enerji ihtiyacını karşılamak ve ısınma sorunlarını azaltmak amacıyla başlatılacak pilot uygulamalarla olacak.
